Yabancı dil konusulduğu ülkede öğrenilir.Çünkü dil öğrenmek süreklilik ve tekrar gerektirir.Yabancı dil bilmek demek sadece o dilin gramer yapısını
teorik olarak bilmek anlamına gelmez. ABD / Florida'da bulunduğunuz süre içinde biraz da sıkı çalışarak çok kısa bir sürede iyi düzeyd ingilizce
öğrenebilmek göründüğünden daha da kolaydır. Öğreneceğiniz ingilizce konuşulduğu Florida'da, hayatın içine girmek ve bu tropikal sicak ortamin bir
parçası olmak kesinlikle öğrenme sürenizi kısaltacaktır. Öğrenciler, is adamlari, ve meslek sahipleri ABD / Florida,ya gelerek, farklı öğretmenlerden,
kendi sectikleri programa gore ingilizce,yi öğrenirler. ABD / Florida'da Öğretmenleriniz, havaalanındaki görevli calisanlar, sizi karşılayan TNS yetkilisi,
alışverişe gittiğiniz marketteki kasiyer, yanında konakladığınız aile ya da ev arkadaşı ve daha onlarcası olacaktır.
Pratiğinizi ilerletmek ve akıcı bir şekilde konuşabilmek için sınırsız sayıda ingilizce konusan amerikali size öğretmen olacaktır.
İnternet, bilgisayar teknolojisi ve iletişim alanlarındaki hızlı ilermenin getirdiği küreselleşme, uluslararası ticari ve ferdi ilişkileri kolaylaştırmış ve kültürel
diyaloğu da son derece arttırmıştır. Özellikle ingilizce kelime ve kavramlar hayatın içinde; süpermarkette, ingilizce hoslandigimiz müzik dinlerken,
Hollywood yapimi film izlerken,eğlenirken ve iş yaşamında sürekli karşımıza çıkmaktadır.
Ingilizce' insanlar için bir amaç olma özelliğinden çıkmış, bir amaca ulaşmak için sadece bir araç olacak kadar yaygın kullanılır hale gelmiştir. Örneğin
Amerika / Florida'da ingilizce öğrenmek ve sertifika edinmek iş hayati açısından oldukça önemlidir.
Günümüzde Türkiye’de ve dagilan eski rus cumhuriyetlerinde ana dile ek olarak ingilizce bilen insan sayısı hızla artmaktadır. Bu yüzden artık ingilizce,yi
az biliyorum demek değil ingilizceyi çok iyi konuşabilmek önemlidir. Herkesin bir parça ingilizce bildiği bir rekabet ortamında bir adım daha önde
olabilmek için çok iyi düzeyde ingilizceyi bilmeli ve bunu da Florida'da alacağımız sertifikalarla belgeleyebilmelisiniz. İstihdam alanında artan rekabetin
getirdiği işsizlik ya da nitelikli işlere girme gibi zorlukları aşmanın en iyi yolu, ingilizceyi öğrenerek niteliklerinize bir yenisini daha eklemenizdir.
Nasil Ingilizce Konusabiliriz !
Neden İngilizce konuşurken zorlanıyorum? Sıkılıyorum? İçerde neler oluyor? Yıllarca İngilizce dersleri, kurslar, özel öğretmenlerden sonra hala iş
İngilizce konuşmaya geldi mi konuşamıyorum.” diye utanan, sıkılan, kendini yetersiz hisseden hatta suçlayan insan sayısı hiç de küçümsenemez. Bunun
farklı nedenleri var kuşkusuz. Oldukça yaygın olduğuna inandığım bir neden, ana dilde düşünmek ve bunu öğrenilen dile çevirerek konuşma stratejisi.
Yani, Türkçe düşünmek; ancak İngilizce konuşmaya çabalamak.
Bu bir alışkanlık mı? Neden böyle bir strateji izlenir? Bu kişiler yaptıklarının farkındalar mı? Bir kişinin Türkçe düşünüp ‘’İngilizce konuştuğunu nasıl
anlarız? Bu kişilerin İngilizce düşünebilmek için ne yapmaları gerekir?
Ana dilde düşünme ve bunu, konuşulmak istenen yabancı dile çevirme stratejisini kullanan kişiler konuşmalarına başladıklarında uzun, karışık, anlamsız
söz dizinleri kullanırlar. Oldukça yavaş, düşüne düşüne konuşurlar. Çoğunlukla sözcük ve cümle aralarında “aa..ıııııh…” gibi boşluk doldurucular
kullanırlar, Çünkü bir yandan konuşurken diğer yandan ne diyeceğini düşünür ve orada kullanacağı sözcük veya kalıbın İngilizce nasıl söyleneceğini
bulmaya çalışırlar. Sürekli “İngilizce olarak bu nasıl söylenir? Şu sözcük ne demektir?” diye düşünmektedirler.
Bu durumda zihin çok işlem yapmaktadır. Bu nedenle hem düşünceye odaklanamaz, hem de çeviri yaptığı diller -Türkçe´’den İngilizce´’ye- birbirinden
yapısal anlamda çok farklı olduğu için gramer olarak yanlış, hatta zaman zaman gülünç ifadeler ortaya çıkabilir. Çok bilinen klişe bir örnek vardır
bununla ilgili. “Morning moming where are you going?” Bu kişiyle İngilizce iletişim kurabilmek oldukça sıkıcı olduğu gibi başarısızlıkla sonuçlanır.
Konuşan kişi kendini yeterince ifade edemediği için ana dilinde konuşmayı yeni sökmeye başladığı yıllardakine benzer bir ruh hali yaşar. İngilizce
konuşulan ortamlarda yetersizlik duygusuna kapılabilir. Bu durum bir iç çelişki yaratır. Anadil deneyimleriyle donanmış nöronlar durmadan düşünce
üretirken, bunun dışa vurumu tam olarak gerçekleşemez.
Yani kendimizi dış dünyada tam olarak gerçekleştiremeyiz veya temsil edemeyiz. Bu kişilere “İngilizce düşünün.”dediğiniz zaman bunu nasıl
yapacaklarını bilemezler. “Nasıl yani ???.” diye sormadan edemezler.
Niye İngilizce düşünmeli? Çünkü, düşünme ve konuşma aynı sistemin parçalandır. Bir bütünün parçaları arasında uyum olmazsa, sistemde problem
yaşanır. Yani düşünme dili ile konuşma dili aynı olmalıdır. Böylece konuşma hızlanacak ve anlam bütünlüğünü bozacak hatalar yapılmayacaktır.
Farkında Olmadan Öğrenme [unconscious learning]
Yapılan bir araştırmaya göre; “Öğrenmenin yüzde 20′’si bilinçli bir şekilde okul, kitap, öğretmen yoluyla gerçekleşirken, yüzde 80′’i farkında olmadan
yapılan bilinçdışı kayıtlar ile gerçekleşir.” Ana dilimizi de bu şekilde öğreniriz. Beynimiz, biz farkında olmadan ana dilimizi, konuştuğumuz ortamda
milyonlarca işitsel ve görsel veriyi kaydeder. İnsan sesleri ve onlar ile ilintili renk, koku, duyguların hepsi birlikte biz farkında olmadan kaydedilmektedir.
Beyin bu veriler üzerinde “aynı”,” farklı”, “…öyleyse…’ mantığını kullanarak duyduğu seslerden oluşan sistemi, yani dilin şifresini çözer. Bir süre sonra
öncelikle bize söylenenleri anlamaya, sonra da konuşmaya başlarız.
Yeni bir dil öğrenmeye başladığımızda belleğimizde bu dil ile ilgili yeni bir klasör açılır. Bunu bir bölgede yer kaplayan alana benzetelim. Bölge belleğimiz
olsun. Bu bölgede elbette ki anadil alanımız daha büyük yer kaplamaktadır. Sonradan öğrendiğimiz dilin kapladığı alan daha küçüktür. Düşünmek için
düğmeye bastığımızı varsayarsak daha büyük olan alan daha baskın olur. Böylece düşünme anadilde gerçekleşir. Bir iletişim ortamında bize İngilizce
olarak söyleneni anlarız. Ona cevap vermek için, zihnimizde anadilde düşünürüz. Sonra bu düşündüğümüzü tekrar İngilizce’ye çevirmeye kalkarız.
NELER YAPILABİLİR?
Ana dilini konuşan insanlar ile sonradan öğrenilen dili konuşanlar arasındaki en önemli farklardan birisi şudur: Ana dilini konuşan insanın kendisini
ifade edebilmek,için çok seçeneği vardır. Yüzlerce farklı biçimde kalıp kullanabilir. Seçenek zenginliğine sahiptir. Sonradan öğrenilen dil kullanılırken ise
öğrenilmiş kalıpların dışına çıkılamaz. Dolayısıyla seçenekler, zengin değildir. Bu nedenle gerek sözel, gerekse yazılı ifade becerisinde kişi sınırlı
düzeyde kalır.
Tekrar “alan” aaaaforuna dönersek, öğrenilmiş dilin bellekte kapladığı alanın sınırlarını ne kadar genişletirsek, o dilde düşünmek o kadar mümkün olur.
Yani “farkında olmadan öğrenme” süreci zenginleştirilmelidir.
Bunun için neler yapılabilir?
Öğrenilen dilin konuşulduğu ülkede bir dili öğrenirken o dilin konuşulduğu ortamda olmak çok önemli. Öncelikle anadilimizi nasıl öğrendiğimizi
hatırlayalım. Beynimiz biyolojik olarak dil öğrenmeye programlanmıştır. Doğal olarak, verilen kalıplan algılama ve bunları ayrıştırarak depolama,
anlamlandırma yetisine sahiptir.
İşte bu nedenledir ki, biz ana dilimizi öğrenirken hiçbir özel çaba sarf etmedik. “Bilinçli öğrenme” süreci olmadan, hiçbir endişe ve kaygı duymaksızın
dinledik tüm söylenenleri. Böylece anadilimizi edindik..
İkinci dilin bellekte kapladığı alanı genişletebilmenin yollarından birisi, öğrenilen dilin konuşulduğu ülkeye gitmek, orada bir süre yaşamaktır. Sokakta,
alışverişte, otobüste her yerde İngilizce konuşulan bir ortamda bulunun. Ben İngilizce dilinin konuşulduğu bir ülkeye, İngiltere´’ye, ilk gittiğimde ilk
şaşkınlığımı havaalanında yaşamıştım. İki temizlik görevlisi kendi aralarında konuşuyorlardı.. Açıkçası bu durum beni şok etmişti. Bizim yıllar süren
çalışmanın sonunda gelemediğimiz düzeyde bir İngilizce´’yi büyük bir doğallıkla konuşuyorlardı ! Bu nedenle, İngilizce öğrenmek isteyenlere önerim,
İngilizce konuşulan bir ülkede kısa veya uzun bir süre kalmaları olacaktır.
İngilizce TV, film izleyin
Dinlerken mümkünse kulaklık kullanın. Böylece beyniniz, işitsel dikkatiniz dağılmadan doğrudan kayıt yapabilir. Bu sırada filmi anlamayabilirsiniz. Hiç
önemli değil. Unutmayın, beyin doğal olarak dil kalıplarını bir süre sonra ayrıştırma, benzetme becerisine sahiptir. Siz dinlemeye devam edin. Bir süre
sonra hiç anlamadığınız uzun bloklar halindeki söz dizinleri kendiliğinden, anlayabildiğiniz daha küçük parçalara ayrılacaktır. Film izlerken hoşlandığınız
dil kalıplarını yazacağınız bir defteriniz olsun. Bunları not alın ve filmde duyduğunuz tonlamayla tekrarlayın. Bunları yeri geldikçe kullanmaya özen
gösterin.Aynı filmi birden çok kez izleyin.
Filmin sesini kısın. Kişilerin ne söylediklerini hatırlamaya çalışın, seslerini zihninizde canlandırın. Filmdeki kişilerin ne dediği kadar nasıl söylediği de çok
önemlidir. Bu nedenle kişilerin beden dillerine, mimiklerine, tonlamalarına, özellikle dudak hareketlerine dikkat edin. Yeni öğrendiğiniz dil kalıplarını onlar
gibi konuşarak yüksek sesle prova edin, tekrarlayın. Kendi kendinize konuşun. Mümkünse kendi sesinizi kaydedin.
Dinleyin. Filmdeki ile kıyaslayın. Mükemmelliği yakalayana kadar devam edin. Film ekranını görmeyecek şekilde oturun. Sadece sesleri dinleyin.
Seslerden hangi sahne olduğunu zihninizde canlandırmaya çalışın. Çıkaramadığınız durumlarda ekrana bakabilirsiniz. Tüm bu alıştırmalar keyifle tek
başına yapabileceğiniz alıştırmalardır.
İngilizce Şarkılar Öğrenin
Şarkı sözlerinin anlamlarını araştırın, öğrenin. Şarkı sözlerini yazın. Ezberleyin. Birlikte söyleyin. Söylerken anlamını düşünün. Ne kadar çok şarkı
öğrenirseniz dil alanınızın sınırlarını o kadar geliştirirsiniz. Özellikle sağ beyin işlevi olan ritim/müzik zekası ve ritim hafızası, sol beyin işlevi olan sözel
zeka ve hafıza ile birlikte tetiklendiğinde öğrenme çok uzun dönemli olarak gerçekleşir. Bu anlamda, şarkılar ile dil becerinizi geliştirmek sizin için hem
çok zevkli, hem de beyin uyumlu bir tekniktir. Sonuç ise mükemmeldir.
İngilizce Konuşabileceğiniz Ve Duyabileceğiniz Ortamlarda Bulunun
Ülkemiz bu açıdan bir cennet. Özellikle Akdeniz ve Ege kıyılarımız bu açıdan bize çok zengin seçenekler sunuyor. Plajda gözlerimizi kapatıp
güneşlenirken alfa duruma geçmiş beyin dalgalarımız, dışarıdan gelen İngilizce konuşmaları hiç tereddüt etmeden beyne kaydeder.
Okuyun
İngilizce kitap, dergi, gazete, broşür ne bulursanız okuyun. Yanınızda tıpkı film seyrederken olduğu gibi küçük bir cep defteriniz olsun. Beğendiğiniz ve
kullanabilmeyi istediğiniz dil kalıplarını, sözcükleri içinde bulunduğu cümle ile birlikte defterinize yazın ve tekrarlayın. Bir kalıp veya sözcüğün sizin olması
demek, onu uzun dönemli hafızaya atmış olmanız demektir. Bellek ile ilgili araştırmalar, yeni bir bilginin uzun dönemli belleğe yerleşebilmesi için en az 7
kez tekrar edilmesini gerektiğini belirtir.
Sözlük Kullanmayı Öğrenin
Mutlaka İngilizce´’den-İngilizce´’ye sözlük kullanın. “Nasıl olacak?” dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü bu, benim çok sık karşılaştığım bir sorudur. Öncelikle
seviyenize uygun bir sözlük alın. Evde bulunan herhangi bir sözlük işe yaramayabilir. Sözlük, dil seviyenizin çok üzerinde olursa bir sözcüğün çok farklı
anlamlan ile karşılaşabilirsiniz. Hatta açıklamasını anlamak için tekrar sözlüğe gerek duyarsınız. ‘’Bu nedenle pek çok kişi, İngilizce karşılıklı sözlüğe
bakmaktan nefret eder. Çünkü anlamaz. Oysa seviyeye uygun sözlük alınırsa bu durum oltadan kalkar.
Sözcüklerin yanında paranaaa içinde phonetic transcription (ses alfabesi) vardır. Bu bilgi, genelde sôzlük1erin ön sayfasında açıklamalı olarak verilir.
Bunu iyi kullanırsanız, öğrendiğiniz yeni sözcüğün nasıl telaffuz edildiğine de vakıf olursunuz. İngilizce, yazıldığı gibi okunan bir dil olmadığı gibi
vurgulaması da ana dilimizden farklıdır. Yanlış vurgu, sözcüğün anlamını değiştirebilir. Bir kelimenin anlamına bakarken, vurgunun hangi hece üzerinde
olduğuna dikkat edin. Örneğin çok temel sözcükler olduğu halde hala bazı sözcükler vurgu hatası yüzünden çok yanlış söylenmektedir. Bear-beer
hatası oldukça yaygındır. Denemek için isterseniz bir sözlüğe bakın, bakalım siz vurguyu doğru kullananlardan mısınız?
Kelimenin tekil, çoğul hali, yapım ve çekim ekleri, hangi sözcük öbeğiyle kullanıldığı gibi çok değerli bilgileri de sözlükte bir bakışta görebilirsiniz.
Sözcüğün İngilizce açıklamasıyla birlikte örnek cümle verilmesi, öğrenen kişinin yazının başında vermiş olduğum bölge-alan aaaaforunda sözü edilen
İngilizce alanını genişletecektir.
OLUMSUZ İNANÇ VE DİL KALIPLARI
Olumsuz inanç ve sınırlayıcı dil kalıpları da İngilizce konuşmanın önündeki bir diğer engeldir. Geçmişte yaşanmış olumsuz bir deneyim, arkadaşların
yapılan hataya gülmesi, öğretmenin hata yapıldığı zaman kızması, sabırsızlık göstermesi, hatanın düzeltilme biçimi, anne babanın “Bu kadar para verip
özel okula gönderiyoruz, hala konuşamıyorsun.” şeklinde konuşması gibi farkında olmadan yapılan kimi hatalar, bazı kişilerde yetersizlik duygusu ve
kendine güvenin yitirilmesine yol açar.
Kağıt üzerinde İngilizce bilgisi yeterli olmasına rağmen konuşma güçlüğü çeken kişi sayısı çoktur. Bu durum, bir tür sahne fobisine benzer. Bu kişiler
İngilizce konuşmak için ağızlarını açtıkları zaman herkesin kendilerini dinlediği, hatalarını bulacakları, gülünç duruma düşecekleri korkusunu yaşarlar.
Ağızları kurur, zihinleri dağılır, kalp atışları hızlanır, ve İngilizce konuşmak çok sıkıntı veren, bunaltıcı bir deneyim olur. Bu tür korkulan aşmak için hataya
bakış açısını değiştirmek gerekir.
“Hata yapmak , öğrenme sürecinin doğal sonucudur.” İlkesini kabul edersek, hatalar bizi geliştirir. Bu durumda “Hatalar” rehber görevi üstlenir. Bizi
yönlendirir. Hangi “alanda” hata yapılıyorsa “o” alan güçlendirilecek “öncelikli alandır”.
Bu arada, beyin tesadüfi hatalar yapar. Bu çok doğaldır. Bunları bir süre sonra kendi kendine düzeltir. Doğru kayıtları aldıkça, yanlışları ayıklar. Siz
beyne doğru kayıtlar vermeye devam edin.

Copyright © 2002 http://www.tnsusa.net All rights reserved
|
HOSPITALITY EDUCATION AND TRAINING INC.
FLORIDA INTERNATIONAL